dünyanın kalbi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dünyanın kalbi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2015 Cumartesi

deniz manzaralı das kapital



yağmura ve sonrasına hayranlığım doğru
ve işimin olmadığı tanrılarınızla.
bir çiçeğin başını eğmesiyim
bulutların ardına güneşin saklanması.
gökdelenlerinizi münasip bir yerinize koyun
son model otobillerinizin gazına gelen ergen fikirlere
bıyığım olsa altından gülerdim
kaç yüzyıldır şurada duruyorum
kaç yüzyıldır süleyman hikâyesi.

yolum kocaman bir fil arayışı
kırılmaktan ve düşmekten bir dala benzeyen.
içime baharlar zerk ediyorum
sonrası dışıma çıkarıp havalandırma ayinleri
siz buna şiir diyorsunuz
ben ağlamak.
biri öldü mü
gömüldü mü biri
dizini parçalarcasına dövdü mü
sırtıma batan bir bıçak oluyor
siz buna akşam diyorsunuz
sahi siz ne diyorsunuz
hep kalsak istiyorum olduğumuz yerde
siz ve ben
siz ve ben karşı karşıya
aramızda nehirler

bölünerek çoğalıyorsunuz
kiminiz algler kiminiz bakteri
benim derdim bir'leşmek
bölünmüyorum öldürüyorsunuz
bölünmüyorum üstünde tepinişleriniz acı
naralarınız ve aptal sloganlarınız
gasp ettikleriniz acı
okuduğunuz kitaplar
bastığınız kitaplar
ezdiğiniz kitaplar
kitaplar kitaplar
yırtın onları yırtın
maskeleriniz.

aklım gıdıklanıyor steril konuşmalarınızla
proporsiyonlarınız kahkaha attırıyor
bu çalımlı edalarınız
edebiyat kulisleriniz filan
devlet gibisiniz kederleniyorum
çok bölünün çok çoğalın
çok kalabalıklaşın
daha çok tecavüz
daha çok darp
ve harp
inancımı körüklüyor bu mevsim

inancım diyorum ne kadar yalnız
adına tahta bir at diyorum
tahta bir ata tapıyorum
siz onu da putlaştırıyorsunuz hızla
acı çekiyoruz tanrım ve ben
naylon yasalarınız ve laciler
naylon yasalarınız ve boyun bağları
deniz manzaralı das kapital

inancım diyorum
bunu hiç anlamadınız.






s.k.e
ikibinonbeş'te7kasım

4 Kasım 2015 Çarşamba

ip



kırılabilir şeyler seviyorum
bu karanlık bendendir
yanılmak, yenilmek, yalpalamak benden
ve senden, iyileşmeye kapalı bütün kapılar

suyu ve yolu geri çevirebilme imkanı
ah benim kırılabilir oyuncağım!
ah benim eşsiz putsuzluğum,
araya bir şarkı sıkıştır kalbim
bu beni çok üzüyor -çıkamasın
bu şarkı kemiklerimi ayırıyor
ritmi sırtımda kabuk pul pul dökülen
bu şarkıdan ne istiyorum?
bizim de elbet ellerimiz güzeldir
hem güzel de kırılabilir
versek bir hoyratlığa
ah verebilsek seni kalbim

diyor musun hiç yıldım diye
yıldım yıldım dedikçe kayboluveriyor mu
orada kaybolmak başka
orası başka bir ora
senin oralarına benzemeyen
senden oluşmuş oralarca rüya

asılı kalan bir şeyler bırak
atlar mesela
okşanmış suçlar
gözlerimin kanadına bin
mesela asırlar
şarabım eksik sigaram yarım
varışını asla bilemediğimiz
sanki az sonra sevişecekmişim gibi bir heyecan
asılı kalabilir ipin ucunda

kırılabilir şeyler diyorum
biblolar, bardaklar ve inat
ah kalbin
unutuş ve hatırlayışlar arasında kısacık bir an
kabıma yürüyorumdur su dökmeli annem
kapıya yürüyorumdur ayaklarım kirli
ellerimde envai koku
ve çok hisli aşırı demokrasiden
çok asi çok uslanmaz
aşırı öldürülen şeyler biriktiriyorum

bu şarkı
bir ölüyü diriltecek kadar
kafamın içinde gürültülü bir şiir
kendi içinde biçimli usta bir yontucu
daha çok sevmek için bir balyoz tut
bin balyoz vur

şimdi o yılgınlıkların tanrısıdır
yıkıntılara tutkun
ve bir ip her zaman kırılabilir
asıldığın zaman çok fazla.


s.k.e
ikibinonbeş'te30eylül



(Akatalpa-Sayı:191- Kasım 2015)




1 Ağustos 2015 Cumartesi

iknâ


bendim oranın hükmü sen acımtırak bir ikna
taştan ve kuru otlardan geçilmeyen yol
bendim yaradan rabbinin rahmini bağışladığı
bak bir karşımız bile kalmadı
ben kaldım
üstelik çok sessizlikten uzak çok gürültülü
ardından bakakalmaya benzeyen bir hâl
aşksa aşk ihtimalse ihtimal
geçtim gözünden hızla
bir kırpımlık suretim vardı ucunda kirpiğinin
göğsümde dirilen şüphe ve zincirler
bendim kalakalmış ve darmaduman
kırılan dala kucak açan yer
ve şahitliği göğün kucağında
bu kente melekler düşüremediğim sapana lanet
lanet insansızlık ve umutsuzluğa.

poker de bilmem rest de çekemem
bendim bütün oyunlardan azade
kaybetmiş ve yenik bir şimdi masam
ağzımda devrik sözler yuvarlandıkça
yüzün asra dönük kandım aldandım sırtına.
bir seccadenin ucundaydım bendim suçlusu
putumu kırdın sen damlara yağan kar
sen topuklarıma şekil veren ince yol
sen zirvesi bütün otel odalarının
kapı eşiği karyola gıcırtısı.

çocuktun oynadın çocukluğumla
bir ürperti gibi kaldı içimde sokak
sokakta yemek kokusu
yemek kokusunda anne
bütün sofralar tanrı'yla açılır bunu unutma
ve unutma kendi çocukluğuma anneyim
kendi sevdama leyla ama hatırlat bunu çöle
şekil şekil geçiyor içimde tanrı hatırlat
bendim oranın hükmü sen acımtırak bir ikna.




s.k.e
ikibinonbeş'te1ağustos

24 Ocak 2015 Cumartesi

yukarıdakilerden kalan



bugün beter uyandım
bunu söylemeliyim sana
iyiye giden bir şey yok
saymaya da takatim...
biraz melankolik biraz pesimist
belki en çok aşksızım
yağmalanmış talan edilmişim gibi bir hâl
gibi kırık
gibi kıpırtısız
inceldikçe incelen bir hüzün
kol geziyor evde sokakta
yüzümde türlü hırsız gölgeler
türlü ölümler
ve dahi sözümde
acil kanamalı bir inanç
boynumdan ellerine hâlihazır.

bugün anlatmaya uyandım
kışın eteklerinden düşecekleri
ve ülkenin...
kalksın üstümüze serpilmiş bu sevişme engeli.



s.k.e
ikibinonbeş'te23ocak

3 Ocak 2015 Cumartesi

kırk bir



kendine doğru hızla koşan bir çocukluktan geliyorum
seksenlerin sonu
atlara günaydın diyebilmeyi isteyen
ve pencereden bakan fillere.
seksenler tuhaftır
herkesin bir huzura ermişliği,
sonradan hesap sorulacak
bir sığınmışlığı vardır darbecilere.

elimi tut. beraber kaybolalım
kendi eliyle kaybolması bir sanattır
ve kalbi kadar anlamı vardır insanın elinin
bu saatte uyuyanları anlamıyorum
anlamak…anlamak dedim de
sizi anlamadığım kadar anlamsızım
siyaset bilimine ve devletçiliğe
siz burada daima kötüsünüz
daima politik
daima zalim
daima sahtekar.
annemle konuştum ağlamadım
ama dayanamadım haberlere
herkes verecek hesabını suskunluğunun diyordu kadın
doğru.
otuz beş milyon ölü bir ülke eder
yazılıp çizilmiyor doğu türkistan
sizin ranta çevirmelerinizi düşündüm de
anlamak devreye giriyor
ve ben
hızla ölüme koşan bir sessizlikten geçiyorum.

tam iki buçuk saattir bekliyorum bu mısra için
çay olsa acırdı
gece üç kimse yok. yoksun
anahtar paspasın altında değil
doğalgazın allah belasını versin
cayır cayır yakıyor.
kuzineli bir sobaya elimi uzatırken
kömür bitmedi diyebilirdim
ve çok isterdim uykusuzluktan yazabilmeyi
lakin epeydir yazmaktan uykusuz gözlerim
ve buna ne çok seviniyorum.

ben basamakları sayısını unutmuş bir merdivenim
eğer bir dedem olsaydı ondan ellileri dinlerdim
altmışlarda gargamel kimdi şirin baba kim?
dedem kalbimde koca bir boşluk
düşerken tut  
ve öp istiyorum
atlar vuruluyor koşarken
atlar düşüyor
atlar ölüyor
yıkılıyor kaleler
bir gün sonrası kırk bir eder
bir fili tutmuşum avucumda
ne güzel gidiyorum hızla kendime doğru
ve ölümcül ne güzel.





s.k.e
ikibinonbeş’te3ocak

10 Aralık 2014 Çarşamba

şekerli şeyler ve sonra için



birinin ocakta çayı kalmıştır mutlaka
masada küllüğü. akşamın en güzel saatlerinde
dışarıda gökdelenlerin ve sokakların
iktidarlar kadar uzadığı belirsizlik
dışarı hep bir belirsizliğe açtır
mesela neyi söylesem olmayacaktır
neyi anlatsam olacak
çatıları öpen sabahlarca
incelikli ve üşüyen
en çok doğrular yırtılacaktır.
mecburiyet yıllar künyemiz
doğrudur kurtlanmış bir tarihe talip oluşumuz
ki mahremiyetin gömülüşü bundandır.

mesela bir kayıplıktır biraz
birinin günaydınına cevap bulamayışı
biri ben olmuşum ya da sen ne fark eder
alışmak beter bir yenilgidir.
biraz açınca camı güneş girer
biraz açınca ışık
biraz açınca ses
cinayetler ve hırsızlıklar kadar
kıpırdanışlar ve soluyuşlar
iyi kötü girer -olsun
kimsesizliktir bu biraz -bilmezler
bilmedikleri gibi sevdiğim
gözleri deccal bir yetimlik oluşunu
içimize bakışının
tomaların altındaki çocuğun.

yapraklardan tanıyorum mevsimleri
insanları ve zamanı, açlığından.
sonraya korkunç bir arzu
sonrayı tanımıyorum
bir kuş her gün gelip konsun balkonuma
her gün bir parça ekmek
nasıl seviniyorum -biraz çocukluktur
göğsüm çiçeğe durmuş kuşkusuz
yüzüm güneşe çevrilmiş şekerli bir keder
ara sıra avuçlayışım bundandır.
olsun sevinmeyecek gibi değil
birinin bir yerlerde gülümseyişi
bu ne güzel bir inanıştır sonraya
olsun.


s.k.e
ikibinondört’te3kasım

(Akatalpa, Aralık 2014, Sayı180)





16 Kasım 2014 Pazar

ağzımda


senin adın neydi
ah neydi
bir çiçeğe su vermeye benzer miydi?
sahi neydi
ben o zamanlar yazardım
biraz az biraz yaz
azardım ben o zamanlar
azar azar ah niyeydi

kaç yıl önceydi neredeydi
hırçın bir eğilmeydi sudan seccadelere
sudan sebeplerdi
ah kime neydi.

sırtımda bir yokuşu eğdim yere
o düşenler ayak izleri miydi
of bunu söylemek niye
of niye ve kime

sahi neydi
senin adın neydi
ağzımda bir şiir kadar vakitsiz ve tenha
bir orospuya benziyordu
bir ayyaşa
ya da yaslanmaya bir direğe
öyle güpegündüz
sokak ortasında.


s.k.e
ikibinonüç’te12kasım

(Akatalpa, Aralık 2013, Sayı:168)

6 Nisan 2014 Pazar

ince çizgi aramız



yaşamak mı ölüm mü derseniz
ölüm derim bayım. güpgüzel
taşların gölgesindeki bu kımıltısızlık.

beraber göğü öptüğünüz kimse var mı
aynı çiçek için girdiğiniz bir bahçeye?

yatağın gıcırdayanı makbul bayım
benim yolumda evler ağaçlar yok
ve durmak bir çizgide
ya da çocukça basmamak.
yatağın gıcırdayanı diyorum
kökü derine inen otlar
su içen atlar oluyor
içim fırtınaya meyilli göl.

söyleyecek misiniz onlara uzak olduğumu
her şeyden ve herkesten

sonra bir adamı sevdim
ağzımda tuhaf yanılgılar
bayım yangınlar var
yükseldikçe alçaklaştıran
yırtılan örümcek ağları
ve zaptı zor kaleler.

sokağın mıydı o fahişe duruş
apış arasında yaşlısı genci?

bayım bir serçe kaçışı
kim uzansa bin pişmanlık
kederli şiirlerle seviştiren
iniltili ormanlar içimde.
aşktan kasıklarım gövermeli
şakacı bulut
yüzünden. yüzüme yağmur
yağmur dizlerime
üzerime bayım üzerime
devrilişler var
bilemeyişler.

kim dirilmez ölmeye bunca yakınken
ılık bir nehre yakalanınca pervasız?

kapıların ardında sevişmek
incecik
zamanla.
sevmek iyi bir şey
köşeleri tutulmuş beyaz bir gemi
bu çıldırtabilir pahalılık bayım
ve ucuz yaşam rehberi.



s.k.e
ikibinondört’te6nisan