Çevrimdışı İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çevrimdışı İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2017 Perşembe

yumuşak ge

yumuşak ge




dün biri yalan söyledi
muhtemelen biriydi büyük saatin altında
büyük nehre bakıp 
ağzında büsbüyük tanrı
dün biri hanginizdi?

desinler ki içimizin en unutkanı
bir söğüt ağacının gölgesinde kusursuz 
bir ağlamak bıraksın dünyaya
cüzzamlı bir ayinden kalkıp gelmiş

eski bir fotoğrafı üç kere öptüm
üç yerinden vurulmuş
bir iç sokaktan, kirli ve korkak
lirik telaşlarıyla zamanın 
peygamberlerden geçmiş
bıçak değmemiş kalplere nazır
küflü bir kahırla.

sözün çatlamasının ağırlığında
yüzü, dili, devri üzgün
özenli bir iç geçiriş.
baktım uzun uzun bir kırılmak 
bütün harflerin kapısı.
yumuşak ge bir mücevherdir
yüzü soğuk onca adamın ortasında
ışıltısı ağzımızdan kalbimize düşen.

yumuşak ge’ye inanalım
parklara meydanlara inandığımız kadar
yumuşak ge’ye ve turuncuya.
hatırlamak ayakta, organ gibi bir şey
bir şey başlayacak
bir şey, gözleri at sürüsü
çok unutmuş tırnaklarımdan toprağa
çok gövdemden uzak.

dün biri yalan söyledi
muhtemelen biriydi kaburgamızda kuşku
devletin karantinasında suskun 
dün biri hanginizdi?





3mayıs2017
Çevrimdışı İstanbul 7. sayı Temmuz-Ağustos-Eylül 2017

9 Ekim 2016 Pazar

sürreal



gözlerim kapalı mı açık mı bilmiyorum
bilmemek iyi bir şeydir
muhtemelen bir kediydi -ellerini gördüm
kedinin ellerini gömdüm arka bahçeme
bahçem çöl.
kedinin ellerinde okşanan masallar
kum tanesine hapsolmuş saraylar vardı
büyük ihtimal özlüyordum.

her gece kafamın içinden gürültüyle geçen bir tren
trenin kompartımanı
kompartımanda pencere
pencerede kayan incecik şeyler
her gece hep unutmaya kapanan
elleri namlusunu alnıma dayamış
radyoda yurttan sesler
-öyle durma önümde- dedi
gözlerim kapalı mı açık mı bilmiyorum
bilmemek iyi bir şeydir
-saçlarını öyle verme rüzgara-
-öyle bakma-
sesi büyük keder
hızla çevrilen çarkıydı zamanın
ihtimalsiz öpülmüş dişlileri.
bütün tanrılar istiyordu kedinin sevişmesini
kocaman bir yalnızlıkla.

gözlerim kapalı mı açık mı bilmiyorum
kapı aralık mı bahar mı
bilmemek iyi bir şeydir
muhtemelen yapmaman gereken şeylerden muaf tutar
muaf tutulmak bu şiire biraz abartı katsın istiyorum
abartı memur
ne istiyorum bilmiyorum
yanımda bilmemek
yürürken söylerken susarken bilmemek.
bir kedinin kılıcıyla ölmeye benzeyen
filmler izledim -büyük gerçeklik
portakal çiçeği kokan gülümseyişler dizdim ipe
bu mısradan upuzun tüneller yaptım
köprüler kurdum
köprüler yıktım
bir devlet olsam kafa tutardım amerika'ya
ben tutup uykuya göz kırptım
her şey isteyerek oldu
herkes isteyerek öldü
eşik ve ilk adım -rüya

muhtemelen bir kediydi -ellerinde paris
pariste eyfel kulesi
kuleyi sulayıp yeşerten tanrı
ama benim hiçbir şeyim yok
hiçbir şeyim yok
hiçbir şeyim
çıplak bir rüyadan başka
kedinin ellerinde yuvarlanan.



s.k.e
ikibinonbeş'te28kasım2015


Çevrimdışı İstanbul, Temmuz-Ağustos 2016, 3.Sayı




20 Ocak 2016 Çarşamba

inanmaya iman



her gün uzuvlarımdan birini taşlıyorum
taşlaşmasından korktuğumdan
sen ki taşların da rabbisin açlığın da
devletlerin eliyle deşilen zaman
çocukların karnından kanına
göndere çekilmiş mutsuz bir bakış.
neyin kıyısına ilişsek anlamını yitiriyor
haritalardan sıyrılıp insanın avucuna düşen açlık
ve kaygının tomurcuğu insan
anlamını yitiriyor.

içimizde gidilmemiş bir yaz
düşümüzde uzak bir ülke hayranlığı
nehirlerin gürültüsünde sevilen bir yalnızlıktır
orada hatırlanmayan bütün kavgalar.
geçirgen bir kıpırtı bahar içimizde
bir yol bulunsa da gidilse.
şehir eşkıyaları ve kırbaçlanan atlıkarıncalar
kalbe saplanan bıçak değil, sancı
kalbime saplanan
kalbimde, hesaplanmayan sancı.

her gün uzuvlarımdan birini sayıyorum
kaybetmekten korktuğumdan.
beni kaybetmeye inandır yenilgilerin rabbi
bütün zaferler içeriden çürüyor.
ben dönme dolaplara binmem değil binemem
düşersem karanlıkta düşerim altıncı katından bir evin
düşersem uçurum kenarında tutmuşumdur bir eli
çömelmekten az önce çıkmışımdır
çömelmekten çıkılır
ve gelinir düşmekten
bu biraz devrilmesi gibidir bir şeylerin
beni devrilmelere inandır
yükselişler gözümde küçülüyor.

her gün diye bir şey var
gelip zorluyor kapımı penceremi
ben onunla uzuvlarımdan birine ağlıyorum
derin şüpheler içinde
derin denizlerde boğulmaya benzeyen
beni inanmaya inandır sahipsizliğin rabbi.




s.k.e
ikibinonaltı'da20ocak

28 Kasım 2015 Cumartesi

sürreal



gözlerim kapalı mı açık mı bilmiyorum
bilmemek iyi birşeydir
muhtemelen bir kediydi -ellerini gördüm
kedinin ellerini gömdüm arka bahçeme
bahçem çöl.
kedinin ellerinde okşanan masallar
kum tanesine hapsolmuş saraylar vardı
büyük ihtimal özlüyordum.

her gece kafamın içinden gürültüyle geçen bir tren
trenin kompartımanı
kompartımanda pencere
pencerede kayan incecik şeyler
her gece hep unutmaya kapanan
elleri namlusunu alnıma dayamış
radyoda yurttan sesler
-öyle durma önümde- dedi
gözlerim kapalı mı açık mı bilmiyorum
bilmemek iyi bir şeydir
-saçlarını öyle verme rüzgara-
-öyle bakma-
sesi büyük keder
hızla çevrilen çarkıydı zamanın
ihtimalsiz öpülmüş dişlileri.
bütün tanrılar istiyordu kedinin sevişmesini
kocaman bir yalnızlıkla.

gözlerim kapalı mı açık mı bilmiyorum
kapı aralık mı bahar mı
bilmemek iyi bir şeydir
muhtemelen yapmaman gereken şeylerden muaf tutar
muaf tutulmak bu şiire biraz abartı katsın istiyorum
abartı memur
ne istiyorum bilmiyorum
yanımda bilmemek
yürürken söylerken susarken bilmemek.
bir kedinin kılıcıyla ölmeye benzeyen
filmler izledim -büyük gerçeklik
portakal çiçeği kokan gülümseyişler dizdim ipe
bu mısradan upuzun tüneller yaptım
köprüler kurdum
köprüler yıktım
bir devlet olsam kafa tutardım amerika'ya
ben tutup uykuya göz kırptım
her şey isteyerek oldu
herkes isteyerek öldü
eşik ve ilk adım -rüya

muhtemelen bir kediydi -ellerinde paris
pariste eyfel kulesi
kuleyi sulayıp yeşerten tanrı
ama benim hiçbir şeyim yok
hiçbir şeyim yok
hiçbir şeyim
çıplak bir rüyadan başka
kedinin ellerinde yuvarlanan.



s.k.e
ikibinonbeş'te28kasım