Nordik Dergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nordik Dergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2017 Pazar

tanrınız çok güzel



herkesin bir üzgünlüğü var kırıştığı
güneş yanığı teninde kusur
store perdelerini göndere çektiği
kibrit kutularını andıran evlerin içinde
kapılar ve duvarların hüznünü taşıyan odalar
ve adamları var herkesin
ve çocuklar yaptığı kadınları.
teraslarında çiçek yetiştirilen sevinçleri var
-içimdeki burkulmaya yol
içimdeki burkulmaya yıl olmuş.

evleriniz çok güzel diyorum
kadınlarınızın bakımlı ellerini ve saçlarını ekleyip
çocuklarınızın piyano dersleri çok güzel
masa örtüleriniz ve romantizm kokan mumlarınız
sınıfsal mücadeleler altında yakışıklı
ve karizmatik imzalarınız çok güzel.

bankalar ve onların emekli ettiği tanrınız
size merhamet etmeyi bağışlayan tanrınız
iyi hissetmeyi bağışlayan tanrınız çok güzel.
poponuzu seksi bile buluyorum
üstündeki dudak izleri konuşmalarınıza yansıyor
açarken otomobillerinizin kapısını
ve kaparken
sağınız ve solunuzdaki kalabalığa rağmen
çok güzel düzenli otoparklardan çıkışınız.

herkesin bir sevinci var sır gibi sakındığı
trik traklardan ve hizmet sektöründen uzak
hatırlamanın sörfüyle kısa ziyaretleriniz
kalbe ziyaretleriniz
o yağmurda ıslanmaya benzeyen ziyaretleriniz
bana bir kopuşu andıran
dogmatik ziyaretleriniz
ikiyle ikiyi çarpmayı bıraktığımda.





6 mayıs 2017
nordik, haziran temmuz sayı:11, 2017




12 Mart 2017 Pazar

lili ya da sonra



iki adam duvara karşı pandomim
birinin ağzı küfür
-kabul edelim güzel küfredilir sessizce
diğerinin elinde banka afişi
afişte bacası tüten ev
-baca mutluluk diyorlar
evde çocuk, çocukta oyuncak
iki adam duvara karşı -duvarın haberi yok
bazı evlerde namaza durulmuş
kuşlar henüz kanatlanmamış
çatılar fena kalabalık.

iki adam duvara karşı soluksuz koşu
soluksuz uyum
sonra ikisinden birinin lilisi inciniyor
adım atarken sürünüşü ayağın
kuşların süzülüşüne benzeyen.
biçimi yeniden yontulmuş muazzam boşluk
iki adam ve iki adam
yani iki adam arasındaki bu korkunç hoşluk.
iki adam duvara karşı tedirgin
tanrı'nın bir gülümsemeden ibaret olduğunu bilen
ikisinden birinin lilisi'nin tedirginliği
beni kanepenin ucuna iliştiriyor
bütün kanepelerin uçlarını boğazıma
bütün akdeniz çiçeklerini ipe
ve pencere aralığına anne seslerini.
sonra ikisinden birinin lilisi'nin elleri
nasıl uzanırsa duvara -kendi intiharına güzelleme
ikisinden birinin lilisi'nin o bakışı
ah nasıl böyle hançer
ikisinden birinin lilisi'nin yurtsuzluğu muntazam uyumsuzluktur
elbet bir yer bulunur gölgeler için bütün diplerde.

iki adam duvara karşı ne çok kısa ne çok uzun
bu denge bir askerlik dönüşü mahzunluğu
ikisinden birinin lilisi'nin yoldan çıkışı
bulutlar yeryüzüne her indiğinde
ansızın aklımıza bir ceylan düşürür
ansızın aklımızdaki o atı öldürür
-sonra diye bir şey var lili- diyememek ikisinden birinin lilisi'ne
sonra diye bir şey var lili
bütün cenazeler bir parça aşüftedir sonra düşünülünce.



27kasım2016

nordik 2017, sayı 10



14 Ocak 2017 Cumartesi

marilyn’i niye öldürdüm?



benim o, benim; bir fotoğrafın cinayet zanlısı
az önceydi
bıçak mıydı makas mı bilmiyorum
caddeler bomboş ve gürültülü
adım sesleri şaha kalmış
sanki sol elimden sağ elime geçirmişim 
gözleri faltaşı gibi açılmaz mı insanın
açılmadı
yine öyle baygın dikti gözlerini marilyn alnımın ortasına
bir zabıta mıydı kimdi bilmiyorum
üniformalı biri koştu 
söktü bakışlarını alnımdan, etimi kaldırırcasına bir hınçla
sonra koşan atları vurdu
yüzen, uçan, duran atları
dişsiz kaldı içimdeki fil
az önceydi
patlayan havai fişekler gibi gökten aktı kuşlar.

köşeyi dönünce düzlük, dedi bir ses
köşeyi dönünce renkler değişir
bir elimde marilyn diğerinde kımıldayan bir makas
pervasız makas
sabırsız makas
zihnimde dönen insanlar, köşeler, koltuklar
alnıma gölge düşüren kapital yüzler
az önceydi
benim bir köşem yok dedim içimden
bunu kaç kere söyledim bilmiyorum
vaktin içime içime büyüdüğü bir yerdi
benim bir köşem yok...

her şey birdenbire oldu
makas elimden mi kaçtı yoksa ben mi yeltendim bilmiyorum
nefes nefese yüzünü parçalarken marilyn’in
içimdeki bütün sular çekildi
şahitlik etmek istemeyince kururmuş su
sandım ki orada bir çöle döndü kalbim
"marilyn!" dedim hırıltılı bir sesle
"marilyn!"
kestim ağzını, burundili bir kadına gönderdim
rujlu ağzını
gülen ağzını.
gözleri iki kıta iki din
ayırmadım.
ikisini beraber verdim kargoya
tahta tokmak tutan bir cüppeliye gitsin.

göğüsleri ne güzel marilyn’in 
meme arayan bebeklerin ağzı ne güzel
bacakları ne güzel marilyn’in
gidilecek yollar ne güzel.
yetişsin diye herkesin güzel olduğu yerlere
lime lime eden makas
metal bir kelebek misin nesin
şimdi marilyn sana ne söylesin
burundili çocuklara hediye marilyn’in tatlı dili
belki ninniler söylemiştir diye
evren saklamış sesini.
ah marilyn’in nefesi marilyn’in nefesi
burundi’de bir kadınla ısıtıyor herkesi.




s.k.e
ikibinonaltı’damayıs
Nordik, sayı:9, 2016

19 Mayıs 2016 Perşembe

sancı



karanlığın hışırtısından anlıyorum 
ayağım bir akşama dolanıyor
rabbin seni terketmedi diyor ağzında ayet taşıyan kırlangıçlar
ıstırabın sırrına geçiriyorum ilmeği
sokağı yerle bir eden sessizlik.
ademin kaburgasından dünyanın rahmine uzunca bir yol
bu bomboşluk
bilinmezliğin içinde nasıl da görkemli

hangi yıldız tozunu silkelese kırkıncı kapının önündeyim
şahlanan endişe ve o yeni yetme duygular
dudaklarımda kurumuş bir çöl kederi

ben oradan dövüyorum duvarlarını rahmin
oradan fildişi kulelere aceleci
kimseler bilmiyor
kimseler bilmese ne olur
bağlanıyorum yenik ve güzel
yapayalnız bulvarlar içinde kalmış ayak izleri
bağlanıyorum her akşam 
aramız ışıklı karanlık caddeler 
ışıklı karanlık evler 
ışıklı karanlık bahçeler 
parklar, dönmedolaplar, 
dönmeyen çocukluklar
aramız su geçirmeyen kavgalar
ve binbir riya
ciğerlerime yaşamak doluyor
buna hayat deniyor 
deniyorum olmuyor

bir ayağı eksik sandalye gibi duruyorum
akrebin peşini bırakmış yelkovan
bilmiyorum saati
rabbin sırtını dönerse bilinmez zaman
gölgede kayboldum beni çöle al
göğsümde çırpınan bir yağmur kuşu
göğsümde ağustosböceği hüznü.

gözlerimin korkusuzluğundan anlıyorum
sabaha asılacak pek çok hatıram 
ve elbet dolanacak boynuma rüzgâr.




s.k.e
ikibinonaltı'da27şubat


(Nordik Dergisi, 8.Sayı, 2016)



30 Ocak 2016 Cumartesi

cadde boynum anne


rüzgârın perdeyi kımıldatma habercisiydim
sokakta bir poşeti sürükleme...
en çok bu vakit ağlatırdım müezzinlerin sesini
annem kıskanırdı
ne güzel kıskanırdı annem
yani annem kıskansa müezzinleri
bu vakitler içimdeki şeyhi dirilten
bu vakitler ulurmuşuz sessizce
sessizce alfabesi yitik bir dil
sürüklenen poşet ve perde.

nasıl yırtılırsa bir ses boşlukta
nasıl dağılırsa irin
birdenbire nasıl boşalırsa bardaklar
peronlar nasıl aynı anda ve hızla
bir camın buğusunda adın
ve ağzımda
polis otolarıyla orospular
dağılırlardı tedirgin telaşlı.
mesela baksam ve görsem ki
yansımam bir vitrin camında
bir yüz bir kalp ya da bir beyinde
içim, aşırı hislilikle yazılmış bir şiirden
artan bir sevinç
geri dönüşümsüz izler bırakırdı.

kendi boynuna ip olmuş bir yaraydım
aşırı türkçe konuşmuş
aşırı çizmiş altını sözlerin
aşırı yağmur yemiş.
muhakkak tanrı'nın rüyasıydı bu muhakkak
yastığım küf
cadde boyum ıslak
cadde boynum anne
cadde bozuk plak
cadde
cadde
yani cadde demek çok bas durabilirdi bu vakitler
ve bu delen bir şeydi
biraz metal
biraz kesici.

düşün ki annemin rahmi ve bu kirli bahçe
gogh'tan bir kederle yaşamak çizerdi içimize
bir beşikte tıngır mıngır intihar büyüten
bu belalı bu vebalı yüzyıl
bu bakışık olmak ama olamamak yakışık
bu suya inen atları seyir.
hâl bu hâl
annem ve müezzinler
rüzgârın perdeyi kımıldatma habercisiydim
sokakta bir poşeti sürükleme...
yıkılan bir şey vardı kumdan neydi?
fildişinden yükselen?
korunaklı korunaksız
bu vakitler şiirdi cadde diyememek
sürüklemek caddeyi
sürüklenmek başka bir şeylerle
avuçlarının teri, perde ve henüz esnemiş kedi.



s.k.e
ikibinonbeş’te22nisan


Nordik Edebiyat, 2016, Sayı:7