ayna insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayna insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2015 Cumartesi

büyük S



bana çok şeylerden bahset danyal diye başlamak istiyorum
bir giriş arıyorum ama kapı değil
pencerelerin de açıldığı doğru manzaralar yok
ben doğru değilim
bu benim manzara olmadığımı göstermiyor
iki yalanı yumuşak söylesen kanabilirim
yumuşak şeylere inanıyorum
mesela üstüme çektiğim battaniye
tüpten yeni çıkmış titanyum beyazı
fırçada kalmış resim
fırça elimde
bu bir fiilsizlik gibi görünüyor
ben aynada çok fil
bir giriş arıyorum ama kapı değil
kapı değil
kapı değil.


danyal demişsem bir şeylerin daha çivisi çıkmıştır
memleket meseleleri çok yumuşaksız
buna dil bilimcileri içerlenebilir olsun
ben dışarıdayım her bir şeylerin
dışındayım bir giriş arıyorum ama kapı değil
adım merhaba nasılsın
adım görüşürüz hoşçakal
adım çok beklemiş bir gök 
çok rutubetli bir put 
inan demeye dilim varmıyor.


sessizlik unutamadığım bir şarkıdır
hep hatırlamayla başlayan
bir giriş arıyorum ama kapı değil
biraz kitapsızlıktır belki danyalsızlık
bu beni çok ağlatıyor gülmekten ölürsün
ölürsün putlarım yıkılıyor görürsün
bu yüzyıl ne kadar da bedbaht 
ve bunun bir ilişkisi var erimekle
düşünsene dönüşüyorsun
burada kaldırıp işaret parmağımı
bir büyük S çiziyorum havaya
ne çizsek canlanacakmışçasına bir sevinç
aceleci.
çok artan bir şeyler oluyor
havaya kaldırılan parmaklar 
ateş böcekleriymiş çok artan 
hayaller tutuşuyor
tutuşmak yumuşak bir şey olmalı
ve çağırılması danyal'ın
kapı değil
kapı değil.


s.k.e
ikibinonbeş'te14ocak


(Ayna İnsan, Mart Nisan Mayıs 2015, Sayı:14)





5 Eylül 2014 Cuma

taşların gölgesinde



ikimiz de bir şeylere inanıyorduk
-bu fevkalade güzel
oralıydık
bir gün ikimizden biri kanatlarını açacaktı
imrendirerek bütün kedileri.
bir gün o gün olur –inanıyorduk
bakışlarımızın arasında tren rayları
istasyonlar, duraklar
başka başka şehirler
hep başka saatler
hangimizin daha çok yanacak canı?
mükemmel, eski bir fotoğraf
bir topun ardında koşan
ayaklarının altı taş döşeli yollar
ve ağzı gül reçeli tadı.

vakitsiz bir sabah vakitsiz bir akşam
bilmeyi susan yüzüm ibret
oysa hiç gülmezdim
ağzımda avlulardan geçtiğimiz zamanların hüznü
kırılmış, yıkık
afet tadı ağzım.

ikimiz de bir sabah bir akşam
en çok akşam sonsuz karanlık
ikimizden birinin sözleri daha mavi
hangimiz ağzımızı kapasa.
bir gün hatırlarım soran olursa
bir gün sen sor diye başlarım
bir bardak suyu içerken içime akar gibi olur
çocuğunu emziren herhangi bir anne
neden yorulur insan uzaklığından bu yana
bir gün susalım –söz ver
ellerinsiz
yollarda
bir sabah bir akşam.

göçerken gördük kuşları
otobüsleri gördük geçerken
devlet sınavlarına girmiş
genç kızlar ve genç oğlanları…
kederli bir şimdiyi andırıyordu banka vezneleri
usulca yaslandı ardına dün
ellerin ve yüzün
bir tarih kadar eski ve güçlü
ve bir o kadar heyecanlı karşımda.
şüphe götürmez günlerdi
ardıç ağacına atılan çentik
yollar ve onların ansız sapakları.

ikimiz de bir şeylere inanıyorduk
mesela saksıya en çok sardunyalar yakışıyordu
bunu bana hiç söylemedin
bunu sana hiç söylemedim
ve yazdığım birçok şiiri
yarıda kesmek zorunluluğuyla bitirdiğimi.
herkes bilse iyi olur
bilmeye inanılır bizim buralarda
bir gün söylerim
taşların gölgesinde uyuyan suskunluğu
yani kımıltısızlığını devrilmenin.
ve sıradan bir memur atamasının
apansız bir yarımlıkla
bütün fena şeylerin önüne koyulduğunu,
ama bir gün.

ikimiz de oralıydık
bu düşününce
fevkalade bir şey.




s.k.e
ikibinondört’te14ağustos


(Ayna İnsan, Sayı:12, Eylül-Ekim-Kasım 2014)